SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

680 nolu Hadis’in İzahı:

 

Hadîs-i şerif uyku hâdisesinin Hayber gazasından dönerken vukûbulduğunu beyân etmektedir. Bâzıları döndükleri gazanın Hayber değil Huneyn olduğunu iddia etmişlerse de gerek Ebu Amr İbni Abdil-Berr ile Bâcî 'nin, gerekse Kaadı İyâz ve diğer hadîs ulemâsının beyânlarına göre doğrusu Hayber'dir. Huneyn rivayeti garîp ve zayıfdır. Kaadı İyâz, Siyer ulemâsının kavli de bu olduğunu kaydettikden sonra: «Doğrusu da budur.» demişdir.

 

Ulemâ, hadîsde zikri geçen uykunun bir veya iki defa vukûbulduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Hadîslerin zahirine bakılırsa ayrı ayrı iki defa vâki olmuşdur.

 

Kerâ: Uyuklamak; demekdir. Bâzılarına göre uykudur.

 

Arrase : Mola verdi; demekdir. Yolcuların sabaha karşı uyku ve istirahat için bir yere inmelerine araplar ta'ris derler. Cumhûr'un kavli budur. Ebu Zeyd'e göre ise, gece olsun, gündüz olsun istirahat için bir yerde mola vermeye ta'rîs denilir.

 

Bu hadîsi Buhari »Mevâkîtu's - Salât bahsinde tahrîc etmişdir. Onun rivayetinde istirahatı ashâb-ı kirâm'ın istedikleri, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in :

 

«Uyuyarak namaza kalkamıyacağınızdan korkarım!»

 

buyurduğu; Hz. Bilâl'in:

 

«Ben, sizi uyandırırım.» dediği zikredilmektedir. .Demek ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvelâ ihtiyatla hareket etmek istemiş fakat ashabının istirahata son derece muhtaç olduklarını görünce Hz. Bilâl'in sözüne îtimâd ederek; orada istirahata razı olmuşdur. Bu hadîsi Ebu Dâvûd «Namaz» bahsinde; Nesâî «Namaz» ve «Tefsir» bahislerinde tahrîc etmişlerdir.

 

«Fezia»: Korktu demekdir. Burada ondan murâd Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in endişesini beyândır. .Bâzılarına göre düşmanın takibinden endîşe etmişdir. Diğer bâzıları: «namaz vaktinin geçmesi ile günâha girmiş olmakdan endîşe etmişdir. Çünkü musibet ânında ne şekilde hareket edeceklerine dâir henüz bir hüküm nazil olmamışdı.» demişlerdir. Bir takımları buradaki telâşın, namaza şitâb etmekden ibaret olduğunu söylemişlerdir.

 

Hadisin buradaki rivayetinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in : «Yâ Bilâl!» dediği bildiriliyor. Kaadı İyâz'ın rivayetine göre ulemâdan bâzıları kelimeyi yâni «Bilâl nerede?» şeklinde rivayet etmişlerdir. Buhârî 'nin rivayetinde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Selleni) Hz. Bilâl'a: «Söylediğin söz nerede kaldı. Yâ Bilâl?» demişdir. Bundan murâd: «Hani sizi uyandırırım diye söz vermişdin. Sözünü niye yerine getirmedin?»  demekdir.

 

Yine Buharî'nin rivayetinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bu suâline Bilâl (Radiyallahû anh) «Bu derece uykum geldiğini hiç görmüş değilim.» diye cevap vermişdir. Kitabımızın rivayetinde Hz. Bilâl'in: «Annem babam sana feda olsun Yâ Resûlallah! Senin nefsini tutan Allah, benim nefsimi de tuttu.» dediği bildiriliyor. Hz. Bilâl bu sözle özür dilemek istemişdir. Buhârî'nin rivâyetnde ise Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :   .

 

«Şüphesiz ki Allah dilediği vakit sizin ruhlarınızı kabzeder; dilediği vakit de ruhlarınızı, size iade eyler.» buyurmuşdur. Ulemâ, bu rivâyetlerdeki rûh ve nefis'den ne murâd edildiğini tâyin babında ihtilâf etmişlerdir.

 

Bâzılarına göre ikisi bir mânâya delâlet eder. Bunlardan murâd hayatdır. Bâzıları da: «Cisme tevdî edilen lâtif bir cisimdir. Bu cisim cesette bulundukça Allah Teâlâ, o cesette hayatı halk edegelmişdir; insan, hayâtla dirilir. Ve cesetle rûh'dan mürekkepdir. Nefis ise bir şey'in kendisi ve vücûdu demekdir.» mutâleasında bulunmuşlardır. «Nefis'den murâd; kandır.» diyenler de vardır. Yalnız hadîsi bu mânâya hamletmeye imkân yokdur.

 

Bir takımları: «Ruh, hakikati bilinmeyen bir meçhuldür.» derler. Bu husûsda ulemâdan üçyüz kavil nakledildiği söylenir.

 

Ubbî'ye göre ruhu, hayât mânâsına almak da doğru değildir. Ona göre «Ruh hakikati bilinmiyen bir meçhuldür.» demek, en doğru bir hareketdir. Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Rûh çıkınca insan ölür; burada ise, rûh'un alınması tâbiri uyuyanlar hakkında söylenilmişdir?

 

Cevap: Burada rûh'un kabzedilmesinden murâd: bedenin, dışından alâkasını   kesmesidir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu sözü Teâlâ Hazretlerinin 

 

«Ölüm ânında rûh'ları kabzeden; uyku hâlinde ölmemiş olanları da kabzeden hep Allah'dir.» âyet-i kerîmesi gibidir. Ölüm: Rûh'un hem zahiren; hem de bâtınen beden'le alâkasını kesmesidir.

 

Şu da hatıra gelebilir: Resulullah  (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

«Benim gözlerim uyur, ama kalbim uyumaz.» buyurduğu hâlde acaba o sabah namazında neden uyuyup kalmışdır? Nevevî bu suâle iki vecîhle cevap verildiğini söylüyor. Meşhur olan veçhe göre o hadîs ile, buradaki hâdise arasında münâfât yokdur. Zîra kalp ancak elem gibi kendisine teallûk eden hissî şey'leri anlar. Göze teallûk eden fecr'in doğması gibi şey'leri anlamaz; onlar, ancak gözle anlaşılır. Hâlbuki bu vak'ada kalp uyanık bile olsa, göz uyumuşdur.

 

İkinci veçhe göre cevap şudur: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in iki hâli vardır. Bu hâllerin birinde kalp uyur, diğerinde uyumaz. O geceki uyku vak'ası, kalbin uyuduğu zamana tesadüf etmişdir.

 

Fakat bu ikinci vecih zayıf dır; *Mu'temed olan birinci vecihdir.